Dekorasyon ve Bisiklet

“Dekorasyon ve Bisiklet” başlıklı yazımla The Bike Mag ailesine katıldım Ocak sayısı ile beraber 🙂

tbm-syf01

Aşağıya kopyaladım & yapıştırdım; yazının orijinali için thebikemag.com e tıklamanız yeterli, sayfa 42 & 43’deyim 😉

tbm-ocak2016-syf1
tbm-ocak2016-syf2

Reklamlar

Özür…

Bir sene moladan sonra ilk yazım, arkadaşımın ricası üzerine, bisiklet dergisine olacaktı Ocak ayında. Pedal, tekerlek, dekorasyon, lalala… Doğum günümde gecenin 3’ünde gelen “Çok çok çok özür dilerim. Doğum günün kutlu olsun.” mesajı  o l m a s a  i d i . . . . . . . . . . . . . . . . .

Ya ben silmişim numarayı, ya da bir karambolde uçmuş bir İdil klasiği olarak…. Tamam doğum günümü bildiğin belli de kimsin, niye özür diliyorsun, neden üç “çok”lu, uykum var benim hem, hmhmhm… Bu sene doğum günüm için parti organizasyonu falan yapmışlığım yok, ilk saniye aklımdan geçen “ay gelemedim” özrü değil yani bu. Biri günü atladı, kutlamadan geçti de ondan bahsediyor, desem… sabaha kadar bekleyemediğine göre ya sarhoş, ya konuyu benden de çok önemsemiş, eyvallah. Aşk meşk kategorisinden bir özür de e konu dışı; zira kategoriyle genel bir irtibat kesikliği söz konusu uzun zamandır. Gecenin bir yarısı son dakika gidilen partide dibine kadar zıplayıp tepinip, yorgunluktan bayılmış halde dönmüşüm zaten eve ay… “Kim ya bu” diyen sese uymasam, uyuyup gidecektim… Bilinmeyen numaralar diye tuşa tıklayasım tuttu.
Ve boom!.. 5 yıla yakın bir gecikmeyle gelen ö z ü r . . . 10’a tamamlasaydın, Guinness falan için görüşürdük, tatlım…

Birkaç saniyelik donma anının arkasından gözümden sicim gibi akanları farkedince hop duşa yöneldim silkinip… Gözümden akan, duşun suyuna karışsın, yüzüm gözüm perişan olmadan akan aksın iyice diye… Zehir aksın. Nefret aksın. İçten olduğuna inandığım bir “özür dilerim”le zamanında şak diye çözülebilecek bir konuyu, o özür gelemediği için bırakamadığım yılların tüm birikmişi aksın. Hazmedilememiş her şey aksın. Affetmek, beklentiler, gak ve guk üzerine okumadık yazı bırakmayıp, yine de affedememiş olmanın ağırlığı gitsin artık…

Su işte. Götürdü. Ağzımdan “seni affediyorum” çıkıverdi…
Özgürleştim bir gecede… Kaskatı nefret bağım çözüldü… Öyle “klink” diye… Birini, hayatına hiç bir şekilde bir daha sokmak istemediğin biri olmaya devam ederken affedebilmenin anlamını “hissettim” nihayet…

birdybirdy

Bu muymuş, dedim. Bu kadar zaman kendi kendime beceremediğim şeyi en nihayetinde karşı taraftan gelen özür mü çözdü yine?.. Ya da ben bunu duymaya ancak hazır olmuşumdur. O kadar çaba ile bu kadar yılda ancak hazır olabilince çıktı karşıma belki özür?..

Hayatımda “nefret”le bu kadar uzun birlikte yaşamadım ki hiç daha önce. Bilemedim demek başa çıkmayı. Sırf, onunla karşılaştığında iki laf çakmak yerine onunla sohbet ettiği için, canım arkadaşlarımdan biriyle aylarca konuşmadım ya ben. İçimde ciyaklayan acıyı, nefreti tastamam anlatmayı bile beceremedim en yakınlarıma. Aşık olduğum adamlarda bile canım bu kadar “uzun” acımadı ki hiç… Esip gürleyip, az soğuyunca iki özürle yelkenleri suya inip hop affeden bir modelim diye geçinirdim hep… O özür gelmeyince nasıl küt diye kaldığımı, az buçuk değer verdiklerimle öğretmeye çalıştı galiba hayat bana…

Darısı, olan & olası tüm diğer bulantılarıma… İçime soğuma müsadesi var tabi hep… de sonrasında karşıdaki aleviyle varsın yürüsün, ben istemiyorum artık kimseden o kadar uzun nefret etmek… Kendimden uzaklaşmak.. is te miyorum artık……
“Aşk” olsun konum yeniden yeni yaşımda… O yakışıyordu hem bana… ❤

Bu affetme konusunda tek tekleyen ben değilim ki herhalde, mesaj kaygılı bir dolu dekorasyon objesi satılıyor ortalıkta. Biri dürtmezse öbürü dürtsün diye sanırsam 🙂
Aşağıya 3-5 tane attırdım sizler için; buyrunuz 😉

Yastık çeşitlemeleri. Hırpala, yumrukla, sarıl, oku B-)
yastıklar

Duvar stickerı. Buna affetmek dışında başka güzel şeyler de katmışlar, pek mis 🙂
141104-1

Kupalar.. mug1

ilgili linkler sırasıyla:  1, 2, 3, 4, 5.

Ö F K E

Çok öfkeliyim, dedi.
Seviyorsun o halde hala, dedim.
Yok, dedi, ona değil, hayata karşı genel öfkeliyim.
O vakit bende de öyle bir ruh hali yok. Sustum. Acıdım belki biraz.
Bence seviyordu, ondan… Aşk kadar etkili başka gözlük bilmiyorum, belki ondan öyle geldi. Artık karşılık göremeyeni nasıl buğu yapar gözde, nasıl her şeyi korkunç gösterir, e hatırlıyordum bir yerlerden…
Belki de kişiden, sevgiliden bağımsız, sevgisiz-güvensiz-yalnız hissediyordur kendini, dedim. Öfke, öyle çıplak çıplak kendi başına yeşeren bir his değil ki…
Dedim ya, ama öyle bir ruh halim yok o sıra; e sustum…

ŞİMDİ gel de aynı şeyleri söyle de, “tek sen misin be öfkeli, bi dur!” diye bir atarlanayım sana, çocuk!.. diye bir başladım geçirmeye bu öğlen… Nasıl bir öfke… Deli oluyorum sandım… Her şeye sinir olur mu insan?.. Regl yakın falan da değil, bahanem yok. Yazdım, yazdım, geçirebildiğim kadar geçirdim – ona, buna, şuna… O kadar hırsla uzun uzun geçirince de…….. ay öfkem bitti! 😀 E o şekliyle yayınlamam da kendimce biraz komik bir hal aldı :)))
blushing-shy-emoticon-
Olsun, özet geçeyim…… 😉

Abuk subuk yerlere sürüklenen ülkem değildi konu, yoo. Dünyayı oraya buraya sürükleyen biz “kişi”lere duyduğum kişisel kişisel öfkelerdi…

İman, din diyerek oruç tutarken, karşısındakinden özel anlayış bekleyen saçma insanlarla başladım. “Yiyecek bulamayıp aç gezen onca insan varken sana ne anlayışı, huu? Hayır, işten kaytarma hakkı vermiyor oruç sana. Ya da önünde yemek yediler diye başka insanlara tavır yapma hakkı. Bu kafayla oruç tutunca sevaba geçip, ruh arındırdığını falan mı sanıyorsun? Senin orucun, senin inancın, başka kimseyi alakadar etmiyor “un küfürlü cinsinden kustum azıcık. (Nereden geldim bu konuya da öfkelendim diyen bir geri adım atıversin lütfen; ot ve tüm türevlerine öfkeliydim işte ay…)

Kendi isteğiyle çocuk dünyaya getirip, sonrasında tüm çocuksuzların ona her konuda öncelik tanımasını hak görüp, sağına soluna homurdanması bitemeyen dünya-etrafında-dönen a-acayip kadın kısmına hırladım. “Hepinize ayrı ayrı ‘ay sen doğur, tüm sorumluluk bende kız’ dedim de haberim mi yok?? Çocuğu olmayanların da hayatları var; üzgün, yorgun, hatta hasta falan bile olabiliyorlar, az geçmişe gidin hele bi…” diyerekten…

Evlenince tüm günahlarından bir anda arınıp etrafına ahlak dersi vermeye başlayan eskinin çapkını hatunlara tam geçirecektim, bir gülme geldi 🙂 Öfkeli bile olamıyorum o zavallı hemcinslerime 😀

Sanal ortamda vatan, ağaç, ahlak, erdem diye esip savurup, müstakil evini kaçak maçak az daha büyütmek için bahçesindeki güzelim ağaçlara da, çıkarı için etrafındaki tüm güzel insanlara da kıymaktan sakınmayacak ikiyüzlü borazanlara geçirdim azıcık da. Ve beraberinde tüm diğer ikiyüzlülere…

Salak saçma tüm seçimlerim için kendimi hırpaladım biraz… Bana güzel davranan insanları abuk subuk terslediğim anlara kızdım… Ay öfke çok kötü bir şey, cık cık cık diye ahkam keserken, kendini sanırım bi nevi Tanrı görme eğilimindeki tüm yapay insanlara uçan tekme gitti arada… Genel olarak herkesin birbirinin hayatına bu kadar karışma hakkı görmesine ‘acımadan’ geçirdim…

Tüm bunlara genel olarak sinir olan bir tipim, tamam da.. neden hepsi birden şu ara üstüme geldi konusuna da ayrı alevlendim…

Sonra da geçti işte! :))) Yarınki boks dersine saklıyordum oysa kendimi 😛

Yanlış anlaşılma olmasın, düşünceler aynı… Hrrrrrr hissi geçti sadece!..

Geriye de sizler için seçtiğim üç beş öfkeli tablo kaldı……….. 😉

Kristin Elmquist, “Anger” (Öfke)
anger-kristin-elmquist

Duane Cabahug, “Man Screaming in Anger”
man-screaming-in-anger-duane-cabahug

Jean-Michel Basquiat, isimsiz tablo

Micaela Zannoni, “La Collera del Re” (Kralın Öfkesi)
La collera del Re - 2012 - Olio su catone telato 18x24

Alison Hoffman, “Scream” (Çığlık)
scream-1-alison-hoffman

Ang Kiukok, “Man on Fire”
Ang-Kiukok-Man on Fire

SU

Geçenlerde kısa bir uçuştaki minik türbülansta bir düşünesim tuttu. O an uçak düşse ve ölsem, diye düşündüm (ay yok, meraklısı olduğumdan değil, farz-ı misal işte)…
Tık yok. His gelmedi.
Kimseye borcum yok, eksik bir diyeceğim yok, bana ihtiyacı olan bir çocuğum yok, e vakit geldiyse eyvallah, diye bir sakin kabulleniş… Ben ve bu kadar uç noktada sakin kabulleniş? 😮 Alo, n’oooluyooo, dedim kendime… Tamam, büyümüşümdür azıcık (40’a yarım yıl kala bir zahmet büyüyeyim az ucundan zaten) ve sakin kabulleniş olayı da oh ne güzel tamam ve ölümle de o kadar büyük bir sorunum olmadı aslında zaten hiç galiba ama farkettim ki konu başka… Bu kadar “ruhsuzca” bir kabulleniş: “ben” değil……..
Adı Volga nehrinden gelmiş bir hatunum, artısıyla eksisiyle coşku var damarda. Kalbi gülümseten bir durum varsa ortada, ayrı coşuyorum, sabrım denenince ayrı. Eskiden sinir olduğum, heyecanlanınca eli ayağına dolaşan hallerimi bile seviyorum artık, gürül gürül akınca güzel oluyorum ben. Çok hızlı akınca zarar verebiliyorum diye az daha yavaş da akmayı öğrendim, öğreniyorum yıllar içinde, tamam. Coşkunun daha huzurlu hali daha bir güzel… Ama böyle ruhsuz haller?.. Daha umursamaz, daha “cool” belki, aman da ne hoş… Ama hiç “ben” değil… Daha kuru, daha umutsuz biri bu… Kısa uğramıştır diye pek elleşmiyorum. Son zamanlardaki “akışa bırak” hallerimden olsa gerek… E nehirsem bırakayım zaten; su akacak, yolunu bulacak…

Bu aşağıdakiler de evde yolunu bulmuş sular. Gözümüz gönlümüz açılsın biraz 😉
10873504dc433f0934681f38ff0cea27-r

interior-marie-burgos-design-water-wall-design

eclectic-entry

contemporary-living-room

Home-Interior-Design-Indoor-Water-Fountain

garden-under-stair-decorating-ideas

wk-17r

home-decor-accents-13_4_11

Fotoğraflar için kullanılan linkler: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7

taşınamadım gitti…

moonnn
Temmuz ayının bir yerlerinde bir akşam… “Yine süper dolunay var” dediler. Söylemelerine gerek yok halbuki; iki gün öncesinde pamuk helva kıvamında gezen ben, birden gelen “önüme geleni tırmalarım” hallerimden anlıyorum ayın hallerini… Aylık kadınsal durumların en şaşaalı günü de aynı tarihe denk gelince bildiğiniz atom bombası kıvamına gelen sevgili tırmık ben, aslında bunları bahane olarak kullandım oysaki bu kez…
Ayağı az buçuk yere basan, çok açıklama gerektirmeyip beni yormayacak bir sebep gerekiyordu şöyle şuursuzca salya sümük ağlayıp, önüme gelene rahatça saldırabilmem için. O sıra öyle aşk acısı benzeri bir durumdan da bin fersah uzak hallerde yaşıyorum ki, ay halleri imdadıma koştu çok şükür.
“Taşınmak durumundayım diye travma yaşadım”… Anlamadınız değil mi? Bence de anlaşılmıyor zaten öyle özetleyince. Tam da bu yüzden, bu kısa açıklamayla geçemeyeceğim arkadaşlarımın mantıklı açıklamalarını hiç çekecek modda da değildim diye bir kısmına “ay regliyim şekerim, üzerine de bu ay tutulması…” dedim, hemen rahat bırakanlar oldu valla neyse ki. Bir adım daha ileri gidip beni rahatlatmak isteyenlere de iki carladım, konu geçici kapandı, ben de oh doya doya ağladım. Bu “üzülme” tipi duyguların insanlara neden acayip gelip de anında savuşturulmaya çalışılmasını da bir gün anlar mıyım diye düşünme işini yine sonraya bırakarak…
new-111-
Eve olduğu gibi geçsem, yine “geçici” hayat kuruyorum hissi gelecek (“ölümsüz ben, geçici şeylerden hoşlanmıyorum, hı hı, bingo” değil tabi ki, his bu ayol, yandan yandan mantık eşliğinde gelmiyor her zaman)… Komple kır-dök yapmayı da reddediyor içim; “şu an oturduğum evden, artık sevdiğim adam her kim olacaksa onunla başka evde yeni hayat kurmak için çıkacaktım vık vık” diye inceden inceden hayal kurmuş bilinçaltımdaki kızlar var ennihayetinde. Bir hafta içinde içimdeki Türkan, Kezban, Makbule- hepsi fırladı dışarıya!.. Bir de normalde, neredeyse her Allah’ın günü, sahip olduğu her şey için taaa içten şükreden bir tipim güya. Numara falan da değil, baya baya içten şükürler… O bir hafta nasıl bir patlama gerçekleştiyse artık, gündüzleri sıkı bir maskeyle cool cool mimari toplantılar yapıp, akşam evde projenin başında hüngür sümük ağladım. “Çocukluk hayalim bu diildi ühüüüüüü” diyen Kezban’lar gibi, evet. Öyle de loser bir hafta geçirdim ay 40 yılın başı, evet, ne var?.. “Başlarım işine de gücüne de, ben çocuğumla oynayıp, evimle meşgul olup, işten eve gelen kocamın boynuna atlamak istiyordum” diyen Makbule gibi ve de. Türkan da hep içimin bir köşesindeydi o esnada ki kendisi ciddi çalışma konusu…
Haftanın sonunda minik mutfağımla salonun arasını kırma kararının ardından bir rahatlama geldi, sonra da bam-bum-dan-dun-dşiin ve ohhh. Ay tüm derdim o duvar mıymış nee?!…….
cartoon-sledge-hammer-guy
Kızların hepsi de fırlamalığı kesip içimin köşelerindeki yerlerine döndüler.
li
Hem aslında severim ben taşınmayı. Ne zamandır el atılmayan, kullanılmayan eşyalar topluluğu ile nihayet vedalaşılır, enerji temizliği yapılır…
Peki yaptım mı? Hayır 🙂 Araya iş yoğunluğu falan girince, kırıp döküp pause tuşuna bastım. Ama bir an önce toparlayıp geçmek için ölüyorum vallahi! Öyle güzel bir temizlik olacak ki…….
Ben henüz yapamadım bu enerji temizliğini ama hali hazırda yıllardır aynı evde oturanlar için bir temizlik kontrol listesi iliştiriverdim aşağıya!
10 küsür yıl önce katıldığım bir seminer sonrasında merak salıp biraz üzerine eğildiğim feng-shui ile başladı benim bu enerji merakım. Farklı isimlendirmeleri, dünyanın farklı yerlerindeki farklı kalıpları bir kenara bırakırsak, benim nihai olarak gelip kaldığım nokta: Ne şekilde adlandırırsak adlandıralım, kendimizin olduğu gibi, etrafımızdaki herkesin ve her şeyin de yaydığı bir enerji var ve biz bir şekilde bundan etkileniyoruz. Huzur bulmaya geldiğimiz evimizdeki mevcut enerjiyi olumluya çevirmek de kendi elimizdeyken, ara sıra silkinsek?? diye aslında aşağıdaki liste 😉
Home-Staging-Feng-Shui-6
Evde-enerji-blokajına-sebep-olabilecekler-listesi:
-Öncelikle tabi ki “havasızlık”. Mutlaka her gün dışarıdaki temiz hava ile iletişimi olan evlerin enerjisi inanın farklı. Ve hatta eğer seviyorsanız, size güzel enerji veren kokulu mumlar, tütsüler de kullanabilirsiniz.
-Toz.
-Örümcek ağı. “Aaaa, ne arar benim evimde örümcek ağı?” demeyin hemen, olur da ağını kurmuş bir yaramaz varsa köşenin birinde diye göz atmaktan ne zarar gelir? 😉
-Evcil hayvan tüyü. Evde minik dostlarla yaşayanlar için hatırlatma!Dirty_dishes
-Evyede/tezgahta birikmiş kirli bulaşıklar. Öğrenci evlerini muaf tutamıyoruz ne yazık ki 😛
-Kenarda köşede birikmiş kirli çamaşır yığınları.
-Koridor vb geçiş yollarına yerleştirilmiş bazı eşyalar. Salondan banyoya düz yürüyüp ulaşabilecekken, tam da geçiş yolumuzun üzerine yerleştirilmiş, oryantal manevra yaptırtan bir koltuğunuz varsa, bilin ki o bölgedeki enerji akışına da oryantal yaptırtıyor.
-Pencerenin açılıp kapanmasını engelleyen bir kanepe yerleşimi de içeri-dışarı arasındaki enerji akışı için bir blokaj olacaktır. Her defasında kanepeyi ileri geri itmek bir çözüm gibi görünse de, enerjiyi zorluyor olacağız o esnalarda. Oysa istediğimiz, “akan” bir enerji…
-Aşırı sivri köşelere dikkat! Uyku probleminiz varsa, yatağınızı hedef almış bir sivri uç (duvar, kiriş, vs) var mı bakıverin mesela.
-Bozuk musluklar, sifonlar.faucet
-Ölü/kurumuş bitkiler.
-İçine girseniz kaybolma ihtimaliniz olan karman çorman çekmeceler/dolaplar.
-Kırık aynalar. Ve hatta kırık olan her şey! Yapıştırınca aynı olmuyor işte… Sizin için “illa kalacak” bir şey değilse, belki “gitme” zamanı gelmiştir diye düşünerek salıverin, derim, kırık eşyalarınızı………….

Fotoğraflar için kullanılan linkler: 1, 2, 3, 4, 5, 6.

seYAhAt eŞLiKçiLERiMiz

2013 itibarıyla “Leyleği-Havada-Görenler” kulübüne üyeliğim kabul edildi oo-leeey.
Giresun, Valencia, Tekirova, Houston, Miami, Cancun, Playa del Carmen, Paris, Kemer… Tadından yenmez o kadar seyahatim oldu ki 2013’de,artık bununla ilgili bir konu dahil etmezsem kendime ayıp olacak gibi hissettim 🙂

Üniversite 1.sınıfta proje için Cihangir’in arka sokaklarına salıverildiğimizde (yok, henüz “trendy” değildi oralar o yıllarda), yeni sokaklar görüyorum diye heyecanlanan ben hiç değişmedi, hala yeni gördüğüm her yerle heyecanlanıyor, mutlu oluyorum. “Şuraya gideceğim ama sever miyim?” gibi bir kaygıyı çok algılayabilen bir beyin yapım yok yani, “yeni” olması yetiyor beni gülümsetmesi için. Ama tabi imkanlar ölçüsünde yapıldığı için bu seyahatler, “daha” çok gülümsetecek seçenekler işaretleniyor çoğu zaman, ayrııı… 😉

Kendimi bildim bileli seyahat etmeyi çok sevdim. Yeni yerler göreyim, yeni insanlar tanıyayım, yeni kültürlerin içine dalayım. Ama hep dönmek üzere. Evim hep “1” tane olsun istedim. İki ülkede, iki şehirde birden yaşayabilmeyi bırakın, işe yakın diye haftanın 4-5 günü şehir merkezinde, kalan günlerde şehrin biraz dışındaki evlerinde yaşayan ailemi bile algılayabilen bir model değilim.

“Çok uzun yaşayasım tutarsa bir yerde, orası olur evim artık, diğerini kapatırım” diye çalışıyor benim zihin. Aynı anda birden fazla yere “ev” diyemem gibi geliyor. Göçebe ruhlulardan farkım bu galiba. Hep bir dolu seyahat olsun hayatımda ama evim “1” tane olsun!.. Sebep? Kafam karışıyor başka türlü 🙂

Ama ama… hep gideyim bir yerlere!……

Yeni olan her yeri “beni heyecanlandırdığı için” seviyorum, dedim ya. Düzenli aralıklarla kaçtığım diğer yerlerde hissiz kalıyorum sanmayın! Her şey bir yana, rutin çevreden, alışıverdiğim kabuktan çıkıp, kendime bir parça dışarıdan bakma şansı veriyor diye seviyorum seyahatleri. O kabuktan çıkış, dalgalanmayı pek seven YaY ruhuma meditatif etki yapıp dengemi tazelediği için seviyorum. Her dönüşümde kendime kendimce bir şeyler eklemiş olarak dönüyorum, zenginleşiyorum, diye seviyorum.

Dönüşte o eklediklerimin önemli kısmını içimin bilumum yerlerinde taşırken, alışveriş ganimetleri kısmına bekçilik yapan seyahat eşlikçilerimizse bugünkü tasarım konum. BAVULLAR 😉

Siz aşağıdaki rengarenk tasarımların keyfini çıkarırken, ben de ufuktaki yeni seyahatim için organizasyonu tamamlayacağım!………………………………..

Tokyoto‘dan Flamenca ve Twisted Bag.
tokyoto1
Avustralya’lı Love Luggage‘dan iki model…
Boom-Box-Design

Scooter bavul 😉
lscooter03

Bu da yol tembelleri için sandalyeli eşlikçi 🙂
sandalyeli

Tasarımcı Castiglione Morelli’den bebekli yolcular için bir çözüm.
samsonite_buggy2_s2aKU_2013711

Çocuklu aile çözümlerine devam
0agentmoveon04

Devama devam
1-colored-suitcase-travelling-innovation-by-ahsayane-studio-design

Sık seyahat edenler için tasarım ödüllü OBAG.
obag-rolling-bag2
Sıra dışılığına laf edemeyeceğim bir model 🙂
20110410109

Rengarenk Britto‘lar…
britto

Mevcut bavuluna biraz espri katmak isteyenler için sticker çözümleri:
insane_suitcase_stickers-normal

Ve son olarak: el emeği göz nuru bir parça 😛
cardboard-ingenuity

tasarIm harikAsı GaZ mASkELeRi

3zero
Bir ayı geçkin bir süredir yazıp yazıp siliyorum…

8.Mayıs’ta son yazımı yayınlarken, ön hazırlıkları yapılmış birden fazla konum vardı aslında bekleyen. “Biraz es vereyim de yazılar birbirinin hakkını yemesin yahu” derken araya seyahatler de girince, es 3 haftayı geçti. Bu arada yazılardan birbirinin hakkını yiyen olmadı ama Mayıs ayının o son öğleninde bir şey yiyen ben oldum :S Ne zamandır methini duyduğum biber gazı harikasını gri bulutun tam ortasından, lezzeti en tavanda hissedebilecek yerden yedim afiyetle. Daha öncesinde toplumsal olaylar için sokağa çıkışı “1” adetle sınırlı çaylak eylemci bendeniz, allerjik astımımın konuyla alakasını da hiç düşünmeden kendimi dımdızlak çemberin ortasına atmış bulununca, sonrasında ilk 5 günlük yazı konusu çıktı bile. “Ama ama nasıl olur, ilkokul müsameresi tadında bir eyleme neden ki bu müdahele?!” şeklindeki saftirik şaşkınlığı takiben nefes tıkanmasıyla gelen çaresizlik hissi; “bir filmde savaş sahnesindeyim galiba” yanılsaması; “denize düşen yılana sarılır” bu mu demek acaba derken belki bir parça nefes aldırtır diye yüzümü tüm şaşkalozluğumla yandan gelen tazyikli suya çevirmem; kendimi attığım takside yanımdaki tanımadığım kızcağızı nefes alamıyorum diye zıplayıp tırmalarken onların ve az ilerde gaz bulutunun dağıldığı yerde indiğimizde yoldan geçen herkesin yardım etmek için bir şeyler yapmaya çabalaması karşısında beliren, biber gazından bağımsız gözümü yaşartan o tanımlayamadığım acayip his; tekrar hissettiğim ilk nefesle birlikte en derinimden gelen “teşekkürler Tanrım!” sesi; sakinleşmeye başlarken tüm bunların dönüştüğü çılgın öfke… ile başlayıp bitemeyen duygusal karmaşa haftalarım……

Hırsımdan yazdım. Hırsım, öfkem “geçsin” diye yazdım. Unutmamak için yazdım. Arada coşkuyla, sevgiyle yazdım. Çaresizlikle yazdım. Suçluluk hissiyle yazdım. Korunuyorum hissinin verdiği şükür duygusuyla yazdım. Yazarken daha iyi düşünüyorum diye yazdım. Her gün taklalar atan duygularımın hepsini yazdım. Aslında hep yaptığımı yaptım -“bana iyi geliyor” diye yazdım- ama bu kez her seferinde sildim… Bana iyi geldi de yazdıklarım. Ama kendimi ifade edemedi sanki hiç bir yazdığım. Aşk-meşk-hayat konusunda atıp tutmaya bayılıp hiç çekinmeden paylaşan ben, bu seferki beş-yıldızlı-bir-çaylak olduğum konu olduğundandır herhalde, kendimi kendime bile ifade etmeyi beceremedim…

Madem onu beceremedim, direk olayın tasarım konularından birine eğileyim, dedim artık bugün.
Hem burası temelde bir #tasarımbloguayol 😉

Bu kadar gaz muhabbetinin üstüne konumuz: gaz maskesi tasarımları!…………………………………………………………………………………………………..

Nefes alıp verdikçe renk değiştiren led ışıklarıyla, bu aşağıdaki maske benim favorilerimden. “Sade, zarif, çarpıcı” diye tanımlayacağım ne olduğunu bir kenara koysam 🙂
gasmask-w-led

Sevgili kokoşlar, şıklığınıza şıklık katacak 3 model aşağıda.
gasmask_studio_diddo_brown_800
gasmask_studio_diddo_diamond_800

“Hey, biraz yaratıcılık lütfen!” diyenler için sütyenler ve plastik şişeler iş başında!
funny_strange_awesome_cool_amazing_creative_weird_gas_mask_pics_images_photos_pictures_1
A man wears a make-shift gas mask hours in Istanbul, Turkey

Soğuk kış günleri için düşünülmüş bu gaz maskesi kılıklı başlıklar, gaz karşısında fonksiyonsuz olsa gerek 😉
a96963_a596_10-knitted-gas-mask

Aman kullanmak gerekmesin ama çocuklar için bir model…
a96963_a596_3-mickey-gas-mask

Büyüklere devam…….
funny_strange_awesome_cool_amazing_creative_weird_gas_mask_pics_images_photos_pictures_4
20130704-220556.jpgfunny_strange_awesome_cool_amazing_creative_weird_gas_mask_pics_images_photos_pictures_7

Bu da farklı bir amaç için hehe 😛
Gas-Mask-For-Toilet-520x415

İlla maske takacaksak, aksesuar olarak takalım artık tabi tercihen………………..
ring04
Kullanılan linkler: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12.